ZİYARETÇİ SAYISI
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün159
mod_vvisit_counterDün195
mod_vvisit_counterHafta354
mod_vvisit_counterAy6907
mod_vvisit_counterToplam1167967

IP'niz: 54.81.45.122
Bugün: 23.10.2017
ÖNEMLİ LİNKLER







Frontpage Slideshow | Copyright © 2006-2012 JoomlaWorks Ltd.

SAVCILIĞA YSK VE RTÜK SUÇ DUYURUSUNA İLİŞKİN BASIN AÇIKLAMASI

İZMİR/ 2 Haziran 2015/ 10.00

BASIN AÇIKLAMASI

24. Dönem İzmir Milletvekili Oğuz Oyan,

seçimleri denetleme görevinden kaçan Yüksek Seçim Kurulu hakkında 27 Mayıs 2015’te Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını kullandıktan sonra bugün de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

İzmir Milletvekili Prof. Dr. Oğuz Oyan CHP İzmir İl Başkanlığı’nda düzenlediği Basın Toplantısında şunları söyledi:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Anayasa ve yasa tanımazlığının doruk noktasını oluşturan bu seçim sürecinde Türkiye’de Hukuk Devleti son nefesini vermiştir.

Cumhurbaşkanı, tarafsızlığını Anayasaya kazıyan 101 ve 103. maddeleri yok sayarak meydan meydan dolaşmakta, Anayasaya meydan okumakta ve  yeminini çiğnemektedir. Her şey milletin gözü önünde olmakta, seçimleri yönetmek ve denetlemekle görevli olan YSK ise yan çizmektedir. YSK’dan güç ve cesaret alan RTÜK de yayın denetimini yapmamakta, seçimlerin serbest ve eşit koşullarda gerçekleşmemesinde YSK ile birlikte ortak sorumluluk yüklenmektedir.

YSK, 236, 290 ve 291 sayılı kendi Kararlarına bile istisnasız herkesin uymasını sağlayabilmekten acizdir. Anayasa 10'a göre, "Herkes kanun önünde eşittir". Anayasa 101'e göre, "Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir". Dolayısıyla Cumhurbaşkanı "herkes"ten daha kısıtlıdır. Buna rağmen,  Cum. Erdoğan herkesten daha taraflıdır ve bu durum karşısında YSK ile türevi RTÜK üç maymunu oynamaktadır.

Gerçi, YSK'nın iki üyesi bizim 5 Mayıs'ta yaptığımız başvuruya destek vererek (o zamana kadar Kurulun oybirliğiyle verdiği ret kararlarına ilk kez Karşıoy yazarak), “Cumhurbaşkanının açık ve kapalı yer toplantıları ile toplu açılış törenlerinde, mitinglerde milletvekili genel seçimine yönelik olarak bazı siyasi parti ve kişileri doğrudan hedef alan söylem ve eleştirilerde bulunduğu ve bu suretle seçim sonuçlarını etkileyecek mahiyette propaganda konuşmaları yaptığı”nı, yani Anayasayı ihlal ettiğini tespit edebilmişlerdir.

YSK çoğunluğu ise, Cumhurbaşkanının "sorumsuzluk hali"ne dayanarak görevini yapmaktan kaçınabileceğini sanmaktadır. Bu, en hafif deyimiyle, bir görevi ihmal suçudur. Seçim sürecini denetleme görevini yerine getirmeyen Kurulun, seçim sonuçlarını eşit ve yansız bir biçimde denetleyebileceğine bu koşullarda güven duyulabilir mi? 2015 Milletvekili Genel Seçimi üzerine ağır bir gölge düşmüştür.

***

“Hukuk devleti” gibi bir anayasal üst kavramın tüketildiği ortamda, Türkiye’nin bir “kanun devleti” olma yani hiç olmazsa yürürlükteki yasalara uyulmasını sağlama kapasitesi de yok edilmiştir.

-YSK’nın 291 sayılı kararında hatırlatılan 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 87. maddesindeki "Dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı" başlıklı hükmü de, herkes için bağlayıcı olmasına karşın, Cumhurbaşkanının bunu seçime yönelik bir din istismarına dönüştürülmesine seyirci kalınmaktadır. Oysa bu istismarların yayımının önlenmesi YSK ve RTÜK’ün görev alanındadır.

-Aynı denetimsizlik, 28 Mayıs 2015’te başlayan (veya başlaması gerektiği halde başlayamayan) “törenlere ait yasaklar” konusunda da sürdürülmektedir. YSK’nın 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 64. maddesi hükmüne göre belirlediği takvim çerçevesinde 28 Mayıs 2015’ten itibaren, her türlü açılış törenini düzenlemek yasaktır. Peki, siyasi hakları kısıtlı olan Cumhurbaşkanının, yanına bakanları da alarak yaptığı nedir? Böyle bir ortamda seçim güvenliği olabilir mi?

YSK’nin bu denetimden kaçması, kamu gücü tarafından hak ihlalidir. YSK’dan talep edilen Cumhurbaşkanı’nın faaliyetlerini denetlemesi değil, “serbest, eşit, gizli, genel oy” un ve bu konudaki hak ihlalinin denetimidir. Daha açıkçası, Cumhurbaşkanının konuşmalarının herhangi bir şekilde seçim sürecine ve vatandaşın oyuna tesir edecek kısımlarına radyo ve televizyon yayınlarında yer verilmemesini denetlemektir.

***

YSK’nın başvurumuza verdiği 07/05/2015  tarihli 828 sayılı ret kararı, YSK’nın bu seçimleri yönetme ve denetleme potansiyelini yitirdiğini bir kez daha göstermiştir. Bu kararla YSK’nın kendi üzerine düşen görev ve sorumluluğu yerine getiremeyeceği anlaşılmış, bunun üzerine YSK’nın görevlerini sayan Anayasa’nın 67. maddesi ve AİHS’ye ek (1) sayılı Protokol’ün 3. maddesinde korunan haklarımızın ihlal edildiğine hükmedilerek 27 Mayıs 2015 tarihinde tarafımızca Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulmuştur.

Genel seçimin 07.06.2015 günü yapılacak olması karşısında, anayasal hakkımızın telafisi olanaksız biçimde yok olacağı dikkate alınarak şimdi de Anayasanın 79. maddesinin emrettiği görevleri, Seçim Kanununun 64. maddesinin ve Siyasi Partiler Kanununun 87. maddesinin, kendi 236, 290 ve 291 sayılı Kararlarının gereğini yerine getirmeyen, dolayısıyla seçimleri yönetim ve denetim görevinden kaçan Yüksek Seçim Kurulu’nu ve radyo televizyon yayınlarını denetlemeyerek yayın adaletini denetleme görevinden kaçan Radyo Televizyon Üst Kurulu hakkında gerekli soruşturmaları yapmak ve Türk Ceza Kanununun 257’nci maddesinde düzenlenen “Görevin İhmali Suçu”nu işledikleri için ekli ret kararlarında imzası bulunan YSK ve RTÜK üyeleri hakkında iddianame düzenlenmesine karar verilmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunma zorunluluğu doğmuştur.

 

YSK VE RTÜK ÜYELERİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSU

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 

SUÇU

İHBAR EDEN          :      OĞUZ OYAN

                                           CHP İzmir Milletvekili

                                           TBMM YHB Oda No:1033

                                           Çankaya/ANKARA

İHBAR OLUNAN    :      Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Üyeleri ve Radyo ve Televizyon

                                           Üst  Kurulu (RTÜK) Üyeleri                                                     

 

SUÇ                           :      7 Haziran 2015 tarihinde yapılacak olan 25. dönem Milletvekili

                                           seçimleri ile ilgili olarak; T.C. Anayasası’nın 79’uncu maddesinde, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununda, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunda ve YSK’nın 236, 290 ve 291 sayılı Kararlarında verilen yönetim ve denetim görevlerini yapmayarak Türk Ceza Kanununun 257’nci maddesinde düzenlenen Görevin İhmali Suçu

AÇIKLAMALAR   :

 

Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK’ya) 06.05.2015 tarihli ekte örneği verilen başvurumda seçimlerin adil, eşit, serbest biçimde yapılabilmesi, seçim güvenliğinin sağlanabilmesi bakımlarından özetle şu konular dile getirilmiş ve önlem alınması talep edilmişti:

 

7 Haziran 2015 günü yapılacak 25. dönem milletvekili seçimi için 10 Mart 2015 tarihinde başlayan seçim süreci boyunca,  Cumhurbaşkanının göreve başlarken Anayasa gereği etmiş olduğu yemini bilinçli ve kasıtlı bir şekilde çiğneyerek muhalefet partileri aleyhine, iktidar partisi lehine propaganda faaliyeti yürüttüğü, bu durumun herkesin uymakla yükümlü olduğu Anayasa ve yasalara, YSK’nın 236 sayılı kararı ile yapılan düzenleme  ve getirilen yasaklamalara aykırılık teşkil ettiği, yine 290 ve 291 sayılı YSK Kararlarıyla getirilen radyo ve televizyon  kuruluşlarının uyması gereken yayın ilkeleri ile yayınların denetimine ilişkin hükümlerin uygulanmadığı belirtilerek Cumhurbaşkanının seçim propagandası mahiyetindeki konuşmalarına radyo televizyon yayınlarında yer verilmemesi talep edilmişti. 

 

          Gene, YSK’nın 04/03/2015 tarih ve 2015/291 sayılı Kararında yer alan, yayın organlarının eşit ve adil seçimler için fırsat eşitliğini bozmayacak şekilde yayın adaletine uymalarına ilişkin hükümler ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun "Dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı" başlıklı 87. maddesindeki, "Siyasi partiler, Devletin sosyal ve ekonomik veya siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her ne surette olursa olsun propaganda yapamaz, istismar edemez veya kötüye kullanamazlar" hükmünün de, Anayasanın 10. maddesindeki "Kanun önünde eşitlik" hükmüne göre herkes için bağlayıcı olduğu anımsatılmış ve Cumhurbaşkanının “toplu açılış” görüntüsü altında seçime yönelik din istismarı yaptığı konuşmalarının yayımının önlenmesi talep edilmiş idi.

***

YSK’nın 07.05.2015 tarih ve 828 sayılı kararı ile seçimlerin genel yönetim ve denetimi hususunda Anayasa’nın 79’uncu maddesinin YSK’ya verdiği görevin Anayasa’nın 105’inci maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanının sorumsuzluk halini de kapsayacak şekilde yorumlanamayacağı, bu nedenle Cumhurbaşkanının faaliyetlerine ilişkin yayınların 290 sayılı YSK Kararı kapsamında denetlenmesinin söz konusu olamayacağı gerekçesiyle başvurum oy çokluğuyla reddedilmişti.

               

                Söz konusu çoğunluk kararına muhalefet eden iki üyenin Karşı Oy yazılarında açıkça ifade edildiği üzere “Cumhurbaşkanının açık ve kapalı yer toplantıları ile toplu açılış törenlerinde, mitinglerde milletvekili genel seçimine yönelik olarak bazı siyasi parti ve kişileri doğrudan hedef alan söylem ve eleştirilerde bulunduğu ve bu suretle seçim sonuçlarını etkileyecek mahiyette propaganda konuşmaları yaptığı” aksi iddia edilemez bir gerçektir. Konuya salt Anayasanın 105’inci maddesinde düzenlenen "Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu" noktasından yaklaşan Kurul çoğunluğunun da Cumhurbaşkanının konuşmalarının içeriğini tartışmaya açmadan zımnen bu görüşü paylaştığı anlaşılmaktadır.

               

               Anayasa’nın 101’inci maddesinde Cumhurbaşkanı seçilecek kişilerin nitelikleri sayılırken milletin kendisini temsil edecek bu en yüksek makamda, belirli seviyede bir eğitim almış, yaşça olgunluğa erişmiş, sahip olduğu insani ve ahlaki değerlerle en ideal vasıflara sahip bir üyesini görevlendireceği varsayılmış, göreve başlarken ettiği yemini daha ilk günden çiğneyen, uymak ve korumakla görevli olduğu Anayasanın hükümlerini keyfince yorumlayıp askıya alan, suç işlemeyi iştiyak haline getirmiş bir kişinin Cumhurbaşkanı olabileceğine ihtimal verilmemiştir. Bu nedenlerle, 828 sayılı YSK Kararına Karşı Oy yazısında büyük bir isabetle belirtildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 101, 103 ve 104. maddelerinde Cumhurbaşkanının görevini tarafsızlıkla yerine getireceği belirtilmiş olup, tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanının seçim döneminde herhangi bir siyasi parti lehine ya da aleyhine propaganda yapabileceği yasa koyucu tarafından öngörülmediğinden, Cumhurbaşkanının propaganda yapmasını yasaklayan bir hükme mevzuatta yer verilmemiştir.”

 

            Kaldı ki, Anayasa ve yasalarda "Cumhurbaşkanının bir parti lehine veya aleyhine propaganda yapmasını açıkça yasaklayan" bir hükme gerek duyulmamış olması, Cumhurbaşkanının Anayasanın 103. maddesine göre tarafsızlık yemini ile görev yapan tek yürütme organı olması nedeniyledir. Üstelik, böyle bir anayasal tarafsızlık yemini hiç olmasaydı dahi, 6 Mayıs 2015 tarihli başvurumuzda belirtilen Anayasanın 10, 101 ve 104. maddeleri bakımından da, Cumhurbaşkanının seçimleri bir parti lehine veya aleyhine etkileyecek bir konumda olması düşünülemez ve mümkün olamazdı. Cumhurbaşkanı, ülkeyi siyasi kamplara ayrıştıran değil, bu tür ayrışmaları önleyen, uzlaştırıcı bir siyasi figürdür. Nitekim, Anayasa 104/1’e göre "Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devletin organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir". "Anayasanın uygulanmasını gözetmekle" sorumlu bir cumhurbaşkanının, Anayasal tarafsızlığını sistematik olarak ihlal ederek seçimlere iktidar partisi lehine ve muhalefet partileri aleyhine sistemli müdahalelerde bulunması ve seçim sonuçlarını kararlı, sürekli ve güçlü bir şekilde kurucusu ve genel başkanı olduğu eski partisi lehine etkileme çabası içinde olması ve bunun Kurulunuzca görmezden gelinmesi, Anayasal bir kurum olan YSK'nın görevini yapmadığı ve Anayasa suçu işlediği anlamındadır.

 

          YSK’ya yapılan başvurulara verilen ret kararlarında sığınılan "Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu" durumu, kesinlikle bir dayanak noktası oluşturamaz. Çünkü Anayasanın 105. maddesi, cumhurbaşkanı vatana ihanet dışında her işleminden sorumsuzdur dememektedir. "Sorumluluk ve sorumsuzluk hali"ni tanımlayan bu maddenin birinci fıkrasında, "Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda... tek başına yapabileceği bütün işlemleri"nden sorumlu olacağı hükme bağlanmaktadır. (Aksi nasıl mümkün olabilirdi ki? Göreviyle ilgili olmayan ama görevdeyken işlediği -cinayet, hırsızlık gibi- adi suçlardan bir cumhurbaşkanı sorumsuz olabilir mi?).

 

            Kaldı ki, YSK’dan talep edilen Cumhurbaşkanı’nın faaliyetlerini denetlemesi olmayıp, “serbest, eşit, gizli, genel oy” esaslarının yönetim ve denetimi görevini yerine getirmesidir ve bu konuda istisnasız tüm kamu görevlilerinin bu kurala uymasını ve RTÜK'ün yayın ilkelerini ve yayın adaletini gözetmesini sağlamasıdır.

 

          Seçimlerin iktidar partisi/partileri lehine etkilenmemesi için üç bakanın bile istifasını ve yerlerine tarafsız olduğu varsayılan kamu görevlilerinin getirilmesini öngören bir seçim sisteminin, tarafsızlığı Anayasaya iki ayrı hükümle kazınmış bir yürütme temsilcisinin -cumhurbaşkanının- tarafsızlığını denetleyememesi, hiç olmazsa yayın ilkeleri kapsamında seçime yapacağı müdahalelerinin seçmene ulaşmasının denetlenememesinin demokratik bir hukuk devletinde izahı olabilir mi?

 

   Cumhurbaşkanının içinde bulunduğumuz seçim dönemindeki söz konusu propaganda faaliyetlerinin, yürütmenin başı ve protokol sırasının en üstünde bulunması nedeniyle, kamu ve özel radyo televizyon kuruluşlarının yayınlarında siyasi partiler arasındaki eşitlik ve adalet ilkesine uyulmaksızın geniş yer bulması, YSK'nın muhtelif kararlarında belirtildiği üzere radyo ve televizyon yayınlarının halkın/seçmenin tercihlerinde çok etkili olması dolayısıyla Cumhurbaşkanının halkın serbest iradesi ile belirlenmesi gereken yasama organının oluşumuna doğrudan müdahale ediyor olması durumudur. Bu, Anayasanın doğrudan ihlali durumudur ve hiç kimse Anayasanın üzerinde değildir. Cumhurbaşkanı, YSK’ca alınan red kararları üzerine taraflı tutumunu daha da fütursuzca sürdürmeye başlamış, meydanlarda açıkça YSK Kararlarını arkasına alarak “beni kimse susturamaz” diye haykırmaya başlamıştır. Dolayısıyla, seçimlerin yönetim ve denetiminde işlerin iyice çığırından çıkmasında YSK’nın Anayasaya aykırı kararlarının etkisi ve sorumluluğu bulunmaktadır.

 

  Şimdi YSK’nın denetimden kaçınmasının doğurduğu boşlukta yeni bir yasa ihlali daha ortaya çıkmıştır. Aynı denetimsizlik bu defa 28 Mayıs 2015’te başlayan (veya başlaması gerektiği halde başlayamayan) “törenlere ait yasaklar” konusunda da sürdürülmektedir. YSK’nın 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 64. maddesi hükmüne göre belirlediği takvim çerçevesinde 28 Mayıs 2015’ten itibaren, her türlü açılış törenini düzenlemek yasaktır. İlgili 64. maddeye göre, “Seçim propagandasının başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar olan süre içinde, 62’nci maddede sayılan bütün daire, teşekkül (devlet kurumları, belediyeler, KİT’ler) ve müesseselerle Bankalar Kanununa tâbi teşekküllere ait kaynaklardan yapılan iş ve hizmetler dolayısıyla, (açılış ve temel atma dahil) törenler tertiplemek, nutuklar söylemek, demeçler vermek ve bunlar hakkında her türlü vasıtayla yayınlarda bulunmak yasaktır”. Peki Cumhurbaşkanının, yanına bir Başbakan Yardımcısını da alarak, 29 Mayıs 2015 tarihinde Ziraat Katılım Bankası’nın açılışını yapması ne tür bir seçim hukukuna girmektedir? Seçmenlerin hakkını, hukukunu koruyacak olan ve kamu gücünü kullanma yetkisine sahip olan görevli kuruluşlar denetimden kaçarsa, serbest ve adil seçim haklarını kim gözetecektir? Eğer bu, zorbalıkla seçim hukukunu çiğnemekse, Anayasa ve yasalara meydan okumaksa, hukuk yolunda çare bulamayan seçmene de aynı yolu kullanmak mı düşecektir? YSK’ya başvurularımızdan bir sonuç alamadığımıza, AYM’nin bireysel başvurumuzu esastan görüşmeyi ivedilikle kabul edip etmeyeceği bile bilinmezlik içinde olduğuna göre, 7 Haziran seçimlerinin denetiminde tarih ve hukuk önünde sorumluluk kime düşecektir?

 

 

YSK, Anayasanın 79’uncu maddesinde yer alan “Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama … görevi Yüksek Seçim Kurulunundur” şeklindeki düzenleme ile Anayasa tarafından görevlendirilmiş bir kurumdur. Aynı Anayasa’nın 105. maddesi gerekçe gösterilerek, üstelik bu madde yanlış bir yoruma tâbi tutularak YSK'nın görevini Anayasanın emrettiği şekilde yerine getirmekten kaçınması söz konusu olamaz. YSK  ya “serbest, eşit, gizli, genel oy” esaslarının yönetim ve denetimi görevini yerine getirerek seçimlerin dürüstlüğüne halel getiren eylemleri durdurmak, ya da bu şartlar altında  seçimlerin dürüst bir şekilde gerçekleştirilmesi imkanı kalmadığını kamuoyuna duyurmak ve görevini yapamamanın gereğini yerine getirerek  görevden çekilmek durumundadır.

           

            Cumhurbaşkanının konuşmalarının seçim sonuçlarını etkileyecek mahiyette propaganda faaliyeti olduğunun tespitinden sonra bu duruma derhal son verilmeksizin           7 Haziran 2015 tarihinde yapılacak seçimlerin dürüstlüğü, serbestliği, eşitliği, adilliği ileri sürülemez. Üstelik bu seçimde dördüncü partinin yüzde 10 barajını az farkla geçme veya geçememe durumu nedeniyle, seçim sonuçlarını etkileyecek her eylemin -buna Cumhurbaşkanının taraflı tutumu kadar seçim hileleri de dahildir- 50 ila 60 milletvekilinin bir partiden diğerine kaymasına ve hükümet oluşumunu doğrudan etkilemesine yol açması gibi kritik sonuçları olacaktır. Bu bakımlardan bu seçim, bugünkü yönetiliş biçimiyle, son 50 yıl içinde yapılan en şaibeli, en adaletsiz seçim olmaya adaydır.

 

         Maalesef, böyle bir süreçte en güvenilir kurum olması gereken YSK'ya güvenin tamamen sarsılmış olması ayrıca kaygı vericidir. Bu güvenin sarsılmasına yol açan bir başka olgu da, YSK’nın 15 Ağustos 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmak üzere gönderilen 15.08.2014 tarih 3719 sayılı Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kesin Sonuçlarına dair Kararının zamanın müstafi Başbakanı mevcut Cumhurbaşkanının (kendi Partisinin Genel Kurulu’nun zamanlamasına denk düşürmek için) engellemesiyle 28 Ağustos 2014 tarihine kadar yayınlanmamasıydı. Belki de tarihinde ilk kez karşılaşılıyor olmasına rağmen, aynı zamanda bir Yüksek Yargı organı olan YSK’ca, bu durum adeta bir vakayı adiye gibi hiç tepkisiz karşılanmış, yargı kararlarının gecikmeksizin uygulamaya konulması genel ilkesi çerçevesinde kararın yayınlanmasını geciktirenler hakkında suç duyurusu yapılmadığı gibi kararları icra edilmeyen her Kurulun yapması gerektiği gibi bir istifa protestosu da gösterilmemişti.

 

Görüldüğü üzere, Cumhurbaşkanının sorumsuz, keyfi, hukuksuz, Anayasa ve yasalara aykırı, seçim hukukunu ihlal eden fiillerinin gerisinde Anayasanın 79’uncu maddesi ile YSK’ya verilen görevlere aykırı olarak verilmiş ret kararları ve eylemsizliklerin azımsanmayacak bir payı bulunmaktadır. Bu nedenlerle YSK’nın tarafımıza ilettiği 7 Mayıs 2015 tarih 828 sayılı kararı, 236 ve 291 sayılı kendi genel kararlarına aykırıdır. YSK’yı Anayasayla kendisine verilmiş görevlere, kendi 236 ve 291 sayılı kararlarına uymaya ve bunlara uyulmasını sağlamaya, özetle denetim görevini eksiksiz yerine getirmeye davet etmek üzere Cumhuriyet Başsavcılığınızın bir soruşturma başlatması, serbest ve eşit koşullarda yapılacak bir seçim güvenliğini sağlamak ve hak ihlallerini önlemek açısından elzem görünmektedir.

 

Bu koşullarda, Anayasanın 79. maddesinin emrettiği görevleri, Seçim Kanununun 64. maddesinin ve Siyasi Partiler kanununun 87. maddesinin kendi 236, 290 ve 291 sayılı Kararlarının gereğini yerine getirmeyen, dolayısıyla seçimleri yönetim ve denetim görevinden kaçınan Yüksek Seçim Kurulu’nu ve radyo televizyon yayınlarını denetlemeyerek yayın adaletini denetleme görevinden kaçınan Radyo Televizyon Üst Kurulu’nu soruşturmak ve göreve davet etmek üzere suç duyurusunda bulunma zorunluluğu doğmuştur.

 

HUKUKİ SEBEPLER : Anayasa, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun ile YSK’nın 236, 290 ve 291 sayılı kararları, TCK md. 257 ve tüm yasal mevzuat.

 

HUKUKİ DELİLLER : YSK’nın 236, 290, 291, 828 sayılı ve 25. Dönem Milletvekili seçimlerine dair bütün kararları.

 

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen, ayrıca re’sen tespit edilecek nedenlerle, gerekli soruşturma yapılarak, Türk Ceza Kanununun 257’nci maddesini  ihlal ettikleri nedeniyle suç duyurusunda bulunduğumuz ekli ret kararlarında imzası bulunan YSK ve RTÜK üyeleri hakkında iddianame düzenlenmesine karar verilmesini saygılarımızla arz ederim.

2 Haziran 2015

           

 

Prof. Dr. Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ekler:

            1) 06.05.2015 tarihli YSK’ya şikayet başvurum.

            2) 07.05.2015 tarih ve 828 sayılı YSK Kararı.

            3) 05.05.2015 tarihli RTÜK’e yaptığım başvuru.

            4) 21.05.2015 tarihli RTÜK’ün yanıtı.

            5) 27.05.2015 tarihli Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurum.

 

YSK KARARI İÇİN ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU

  

T.C.

ANAYASA MAHKEMESİ

BİREYSEL BAŞVURU FORMU

 

 

İvedilikle incelenmesi ve karar verilmesi

talebi vardır.

 

 

  1. KİŞİSEL BİLGİLER

I.A.      BAŞVURUCUNUN

  1. TC. KİMLİK NUMARASI     :
  2. ADI                                          : OĞUZ
  3. SOYADI                                  : OYAN
  4. CİNSİYETİ                             : Erkek        
  5. UYRUĞU                                : T.C.
  6. MESLEĞİ                                : İktisat-Maliye Öğretim Üyesi, Prof. Dr./İzmir Milletvekili
  7. DOĞUM YERİ VE TARİHİ :İzmir, 04.03.1947
  8. YAZIŞMA ADRESİ               : TBMM Yeni Halkla İlişkiler Binası No:1033        
  1. TELEFON NUMARASI VE

ELEKTRONİK POSTA ADRESİ      :       

  • Ev Telefonu                              :
  • İş Telefonu                               :0312 420 64 34- 35
  • Cep Telefonu                            :
  • Elektronik Posta Adresi           : Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

                                                           

 II- AÇIKLAMALAR

A-    Kamu gücünün işlem, eylem yada ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti:

 

1.      T.C. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 236 sayılı kararı ile 25. dönem Milletvekili Genel Seçiminin 7 Haziran 2015 günü yapılmasına ve seçimin başlangıç tarihinin 10 Mart 2015 tarihi olduğuna karar verilmiştir.

2.      Anılan kararın I. maddesinin J fıkrasında seçim süresince yapılamayacak işler:

J) Seçim süresince yapılamayacak işler;

 

a) Yurt dışında ve mrük kapılarında her r propagandanın yasak olduğuna (298/94/A-son, 94/E-6).

 

b) 298 sayılı Kanun'un 62. maddesinde sayılanlarla, kamuya yararlı dernekler ve bunlarda görev almış bulunan memur ve hizmetlilerin seçimlerde de tarafsızlıklarını korumak zorunda olduklarına (298/63-1).

 

c) Bir önceki fıkrada yazılı olanların, seçim süresince;

 

1) Siyasi partilere veya bağımsız adaylara her ne nam altında olursa olsun bağış ve yardımlarda bulunmalarının,

 

2) Memur ve hizmetlileriyle her türlü araç, gereç ve imkânları siyasi bir partinin veya bağımsız adayın emrinde veya herhangi bir siyasi veya propaganda faaliyetinde çalıştırmalarının, kullanmalarının veya kullandırmalarının

 

yasak olduğuna (298/63-2).

 

d) Devlet, katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyelerle bunlara bağlı daire ve müesseseler, iktisadi devlet teşekkülleri ve bunların kurdukları müesseseler ve ortaklıkları ile diğer kamu tüzel kişilikleri, umumi menfaatlere hâdim cemiyetler ve Bankacılık Kanunu’na tâbi teşekküllerin, siyasi bir partinin lehinde veya aleyhinde veya vatandaşın oyuna tesir etmek maksadıyla her türlü yayınlarda bulunmalarının yasak olduğuna.

 

e) Bir önceki fıkrada sayılanlar ile kamu yararına çalışan dernek ve vakıfların, smenin oyunu etkileyebilecek girişimlerde bulunmamak ve anılan kanun hükümlerine özenle uymak suretiyle faaliyetlerini sürdürebileceklerine...

 

             Şeklinde düzenlenmiştir.                 

3.      Gene, YSK’nin 04/03/2015 tarih ve 2015/291 sayılı kararında yer alan, yayın organlarının eşit ve adil seçimler için fırsat eşitliğini bozmayacak şekilde yayın adaletine uymalarına ilişkin hükümler ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun "Dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı" başlıklı 87. maddesindeki, "Siyasi partiler, Devletin sosyal ve ekonomik veya siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her ne surette olursa olsun propaganda yapamaz, istismar edemez veya kötüye kullanamazlar" hükmü de, Anayasa’nın 10. maddesindeki "Kanun önünde eşitlik" hükmüne göre herkes için bağlayıcıdır.

4.      Yürürlükteki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın üçüncü kısmının başlığı “Cumhuriyetin Temel Organları”dır ve bu kısmın Birinci Bölümü Yasama, İkinci Bölümü Yürütme, Üçüncü Bölümü de Yargı alt başlığını taşımaktadır. Yürütmeyi düzenleyen ikinci bölümün ilk maddesi ise “Cumhurbaşkanı” başlığını taşımaktadır. Yani YSK kararının içinde atıf yapılmış olan 298 sayılı "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”un 62. Maddesinde yazılı “Devlet” ibaresi içine Cumhurbaşkanı da girmektedir. Aynı durum, Anayasanın "Kanun önünde eşitlik" ilkesini düzenleyen 10. maddesindeki "devlet organları" ibaresi için de geçerlidir.

5.      Fiili duruma uygun olarak iç ve dış kamuoyunda hakim olan kanaat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın göreve başlarken etmiş olduğu Anayasa’nın 103. maddesinde yazılı yemin metninin her bir kelimesini ihlal ettiği şeklindedir. Tarafsız olmayacağı hususunu ise defalarca kendisi dile getirmiştir. Cumhurbaşkanının göreve başladığı andan 25. Dönem milletvekili seçimi sürecinin başladığı tarihe kadar, hukuka, siyasi etiğe aykırı tutum ve söylemleri konusunda değerlendirme yapmak kamu oyunun ve ilgili kurumların görev alanına girer. 10 Mart 2015 tarihinden 25. Dönem milletvekili seçiminin tamamlanacağı tarih/saate kadar görevi ve makamı ne olursa olsun herkesin YSK tarafından alınan kararlara uyması gerekmektedir.

6.      Cumhurbaşkanı 10 Mart 2015 tarihinden sonra yaptığı çeşitli toplantı, ziyaret, kabul, toplu açılış töreni vesaire nedeniyle yaptığı konuşmalarda açıkça “benim gönlümde yatan partiyi biliyorsunuz” diyerek iktidar partisi AKP’yi işaret ederek “400 milletvekili istiyorum” dedikten sonra milletle alay edercesine “ben 400 milletvekili istiyorum ama parti adı vermiyorum” demiş, başta Anamuhalefet Partisi olmak üzere, AKP dışındaki partilerin başkanları, sözcüleri tarafından dile getirilen çeşitli görüşlere, sanki rakip siyasi partinin lideriymiş gibi isim vererek veya işaret ederek cevaplar yetiştirmiş, muhalefet partilerinin seçim bildirgelerini rakip siyasi parti başkanı gibi eleştirmiş, bunları yaparken dinî ve millî değerleri de kullanmıştır.

7.      2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 87. maddesinin, siyasi partiler için getirdiği "dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı", tarafsızlığı Anayasal kısıtlara bağlanmış ve bir yürütme organı olarak "Devletin başıdır" diye tanımlanmış Cumhurbaşkanını fazlasıyla bağladığı halde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Anayasa'nın 10, 101, 103 ve 104 üncü maddelerini ihlal ederek gene bir AKP temsilcisi gibi konuştuğu 2 Mayıs 2015 Batman ve 4 Mayıs 2015 Siirt tören-mitinglerinde Kuran'ı kürsüden seçim propagandası malzemesi olarak kullanması, Kürtçe Kuran imgesini kullanarak HDP'nin baraj altında bırakılması ve böylece iktidar partisinin seçimlerde avantaj sağlaması için gayret etmesi, bunu yaparken asıl misyonunun tam tersine toplumu kutuplaştırmaktan dolayı hiçbir çekince duymadığını belli etmesi ve Anayasa’nın 10. ve 67. maddeleri birlikte dikkate alındığında, “serbest ve eşit” genel oy hakkı karşısında YSK’nin durumu değerlendirmesi ve hiçbir kişi, kurum ve makam ayrımı gözetmeksizin seçim denetimi yapması gerekmektedir.

8.      İktidar partisine yakın basın çevrelerinden daha önce Cumhurbaşkanının 7 Nisan 2015 tarihinden itibaren seçimler geçinceye kadar meydanlara çıkmayacağı sızdırılmışken, kamuoyu yoklamalarında AKP’nin oy oranlarında düşme görülmesinin ardından Cumhurbaşkanı tekrar açık hava toplantıları yapmaya başlamış, bu suretle günde 2-3 kez konuşma yaparak bütün basın yayın kuruluşlarını adeta işgal etmiştir. Açıkça seçim yarışına girmiş hatta AKP adına seçimleri yöneten kişi kimliğine bürünmüş olan Cumhurbaşkanının bu konuşmalarına basın yayın kuruluşlarında yer verilmesi 236, 290 ve 291 sayılı YSK kararlarında belirtilen bu seçim sürecinde uyulması istenen yayın ilkelerine ve yayın adaletine ters düşmekte, seçim hukukunun gerektirdiği eşitlik, serbestlik ve dürüstlük ilkelerine aykırılık teşkil etmekte ve yayın içeriklerinin denetlenmesi görevini de ortaya çıkarmaktadır.

9.      Bu durumun devamına izin verilmesi, 25. dönem yasama organını milletin serbest iradesi ile oluşmasına engel teşkil edecek, Anayasa ile düzenlenmiş en önemli devlet organlarından birinin yenilenmesi sürecine anayasa ve yasalara aykırı müdahaleleri hukuk-dışı biçimde meşrulaştırmaya hizmet edecek, bunun sonucunda dokunulmaz olduklarını sananların yine Anayasa’da tanımlanmış suçla yargılanmalarına kadar gidebilecektir. Bu süreçte görevini yapmayan Anayasal kuruluşlar da hukuken sorumlu olacaklardır.

10.  Yukarıdaki nedenler gerekçe gösterilerek, 24. Dönem İzmir Milletvekili Oğuz Oyan olarak, tarafımızca 5.5.2015 günlü dilekçeyle YSK’ye başvuruda bulunulmuş;

a)      Cumhurbaşkanının, Anayasanın 105’inci maddesindeki  “sorumluluk ve sorumsuzluk hali”ne ilişkin düzenlemenin "Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda... tek başına yapabileceği bütün işlemleri"nden sorumlu olacağını hükme bağladığı;

b)      Kaldı ki, Anayasanın 10. maddesinde tanımlanan "kanun önünde eşitlik" ilkesinin ve bu maddenin 5 inci fıkrasına göre "Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar" hükmünün Cumhurbaşkanı dahil bütün devlet organları için bağlayıcı olduğu;

c)      Cumhurbaşkanının tarafsızlığı, andiçmesi ile görev ve yetkilerini tanımlayan 101, 103 ve 104 üncü maddelerinin herhangi bir yoruma açık olmayan net sınırlar çizdiği;

d)     Gene Anayasa’nın 79. maddesi ile Kurulunuza verilen "Seçimlerin genel yönetim ve denetimi" görevinin tam olarak yerine getirilmesine hiçbir özel yorumun engel gösterilemeyeceği dikkate alınarak;

e)      Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçim sürecinin başlangıç tarihi olan 10 Mart 2015 tarihinden  sonraki konuşma ve demeçlerinin 236 sayılı YSK kararında belirlenen seçim yasaklarına, gene YSK’nin 3 Mart 2015 tarihli 291 sayılı kararının birçok hükmüne aykırılık teşkil ettiğine, makamı ve mevkisi ne olursa olsun herkesin YSK’ce belirlenen yasaklara riayet etmesine,

f)       Cumhurbaşkanınca bundan sonraki süreçte yapılacak konuşmalarda herhangi bir şekilde seçim sürecine ve vatandaşın oyuna tesir edecek kısımların radyo ve televizyon yayınlarında yer verilmemesine,

g)      236 sayılı YSK kararının Sonuç bölümü II. Başlığı altında 28 Mayıs 2015 tarihinde, kamu görevlileri, başbakan, bakanlar vb. hakkında getirilen yasaklamaların tarafsızlığı Anayasal güvenceye alınmış Cumhurbaşkanı için fazlasıyla geçerli olduğuna,

karar verilmesi talebinde bulunulmuştur.

11.  Talep, YSK’nin 07/05/2015  tarihli, 828 sayılı kararıyla değerlendirilmiş ve  reddedilmiştir.

12.  YSK kararında, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın; "Seçimlerin genel yönetimi ve denetimi" başlıklı 79. maddesinin; Birinci fıkrasında; "Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır."  İkinci fıkrasında; "Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz." hükmüne gönderme yapılmıştır.

13.  Yine Anayasa’nın, "Sorumluluk ve sorumsuzluk hali" başlıklı 105. maddesinin; Birinci fıkrasında; "Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur." İkinci  fıkrasında;  "Cumhurbaşkanının  resen  imzaladığı  kararlar  ve  emirler  aleyhine  Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz." Üçüncü fıkrasında; "Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır"  hükümlerine gönderme yapılmış ve Anayasa'nın 105. maddesindeki, Cumhurbaşkanının görevi ile ilgili işlem ve eylemlerinden dolayı,  siyasal sorumluluğu olmadığı  gibi,  ceza  sorumluluğu  da bulunmadığı, yalnız vatana ihanetten dolayı ceza sorumluluğu olduğu anımsatılmıştır.

14.    “Yüksek Seçim Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre, seçim işlemlerinin ve seçim sürecinin işlemeye başladığı tarih, aynı zamanda seçimin başlangıç tarihi olarak kabul edilmekte, seçim sürecinin başlaması ile oy verme gününe kadar bütün ilgililerce uyulması gereken seçim yasakları her seçim türüne göre 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un yukarıda belirtilen ilgili hükümleri göz önünde bulundurularak Yüksek Seçim Kurulunca ayrıntılı olarak düzenlenmektedir.” Denilen kararda, YSK kararlarında atıf yapılan 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun, 298 sayılı Kanun'un ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanun hükümleri anımsatılmıştır.

15.  Kararda; “yukarıda bazı hükümleri açıklanan 2015/290 sayılı kararda; 25. Dönem Milletvekili Seçiminde başlangıç tarihinden bitimine kadar olan dönemde basın ve yayın kuruluşlarının yayın ilkeleri düzenlenmiş olup, kararın bütününe bakıldığında, medya hizmet sağlayıcılarının siyasi partiler ve bağımsız adaylarla ilgili yapacakları  yayınlar  esas  alınmış,  yayın  ilkeleri  olarak  seçim  hukukunun  temel  ilkeleri  olan  eşitlik, serbestlik, dürüstlük ilkelerine titizlikle uyulması benimsenmiş, Radyo ve Televizyon Üst Kurulundan Türkiye Radyo Televizyon Kurumu ile ulusal düzeyde yayın yapan bütün özel radyo ve televizyon kanallarının  ayrım  gözetilmeden  izlenmesi,  yayın  ilkelerine  aykırılığın  tespiti  halinde  düzenlenecek raporların,  seçim  dönemi  içinde  değerlendirilerek  her  haftanın  perşembe  günleri  saat  17.00'ye  kadar Kurulumuza sunulması istenilmiştir. Bir başka anlatımla, medya hizmet sağlayıcılarının seçim döneminde siyasi partiler ve adaylar hakkında eşitlik, serbestlik, dürüstlük ilkelerine aykırı olan yayınlarının Radyo ve Televizyon Üst Kurulu uzmanı tarafından raporlanarak,  Üst Kurulca değerlendirilmesini müteakip Kurulumuza sunulması gerekmektedir” denilerek, söz konusu kararda, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna medya hizmet  sağlayıcılarının  Cumhurbaşkanının  faaliyetleri  ile  ilgili  yayınlarını  izlemesi,  raporlaması  ve değerlendirmesi görevi verilmediği vurgulanmıştır.

16.   “Anayasanın 79. maddesindeki düzenlemenin, Cumhurbaşkanının sorumsuzluk haline ilişkin 105. maddesini de kapsayacağı şeklinde yorumlanması da mümkün değildir” denilen kararda, “aynı  konuda  Cumhuriyet  Halk  Partisi  Genel  Başkan  Yardımcısı  Bülent  TEZCAN'ın başvurusu 29/03/2015 tarih ve 472 sayılı, Halkların Demokratik Partisinin iki ayrı başvurusu 05/05/2015 gün ve 799 ile 06/05/2015 tarihli ve 821 sayılı kararlarımızla oybirliği ile reddedilmiştir” açıklaması yapılmıştır.

17.  Karara göre YSK’nin, “04/03/2015 tarihli, 2015/290 sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu ile özel radyo ve televizyon kuruluşlarının, seçimin başlangıç tarihi olan 10 Mart 2015 tarihinden oy verme gününün bitimine kadar yapacakları yayınlarda uymakla yükümlü oldukları yayın ilkelerinin belirlenmesine ilişkin kararında, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu ile özel radyo ve televizyon kuruluşlarının siyasi partiler ve adaylar arasında fırsat eşitliği tanıması esası düzenlenmiş olup, söz konusu kararda Cumhurbaşkanının faaliyetlerinin  denetlenmesine  ilişkin  bir  düzenleme  bulunmadığı  gibi,  yukarıda  değinildiği  üzere Anayasanın 105. maddesindeki düzenleme nedeniyle Cumhurbaşkanının faaliyetlerine ait yayınların bu kapsamda değerlendirilmesi olanağı da bulunmamaktadır.”

18.  YSK, yukarıdaki gerekçelerle, “298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 49 ilâ 66. maddelerinde seçim propagandasının usul ve esasları düzenlenmiş olup, bu maddelerdeki düzenlemeler siyasi parti ve adaylara yönelik olduğu gibi, anılan Kanun'da ve diğer seçim kanunlarında bu konuda yetki ve görev veren bir düzenlemeye yer verilmemesi nedeniyle Yüksek Seçim Kurulunun Cumhurbaşkanının faaliyetlerini denetleme yetkisi de bulunmadığından” istemin reddine karar vermiştir.

B- Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenlerle ihlal

edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar:

19.  6126 sayılı Yasanın 46. maddesinin 1. Fıkrası uyarınca “Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir”. Bu kural uyarınca, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru koşullarından biri başvurucunun bir işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle mağdur olmasıdır. Ancak AİHM içtihadında açık olduğu üzere bu mağduriyetin mutlaka doğrudan olması gerekmez.

20.  Anayasa’nın 148. maddesinin 3. fıkrasına göre “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir”. Anayasa hükmü, hakkı ihlal eden kamu gücü açısından bir fark gözetmemiştir.

21.  Başvuru konusu YSK kararı bu dilekçede özetlendiği gibi başvurucunun, hem milletvekili ve seçime giren bir partinin üyesi olarak hem de Anayasa gereği serbest, eşit, gizli genel oy kullanacak olan bir seçmen olarak güncel ve kişisel haklarını somut bir şekilde ihlal etmektedir.

22.  6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, Anayasa’nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlerin bireysel başvuruya konu edilemeyeceği, Anayasa’nın 79. maddesinde, YSK kararlarına karşı hiçbir mercie başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. YSK kararlarına karşı hiçbir mercie başvurulamaması, YSK kararlarının, Anayasa’nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler arasında sayılması anlamına gelmez.

23.  Anayasa’nın 79. maddesinde, YSK’ye “yönetim” ve “denetim” olmak üzere iki ayrı görev verilmiştir. 79. maddede vurgulanan önemli özellik, bu genel yönetim ve denetimin “yargı organları” tarafından yapılmasıdır. Denetim görevi, “seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanım, seçimlerin yönetimiyle ilgili “idari nitelik” taşımayan işlemlerde, Anayasa’nın 36. maddesindeki “hak arama hürriyeti”nin, seçim konularında, YSK’de aranması ve kesin kararın da YSK’de verilmesi gerektiğinin ifadesidir. YSK’nin seçimlerin denetimiyle ilgili görevleri kapsamında verdiği kararlar yargısal niteliktedir ve bu nedenle de “seçim yargısı” ile görevli YSK’nin kararlarına karşı bireysel başvuruda bulunulması mümkündür. Nitekim AİHM de, Sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkı bağlamında mahkeme kavramını, kurumsal tanımlama ile değil, icra edilen fonksiyonun yargısal olup olmadığı tanımlamasıyla açıklamaktadır.  

24.  YSK kararları kesindir ve bu kesinlik seçimlerle ilgili olağan kanun yollarının tüketildiğini gösterir. Bu nedenle, “seçme hakkı”nın ihlali iddiasıyla bireysel başvuru için gerekli olağan kanun yolları tüketilmiş olup bu konuda hukuksal sorun bulunmamaktadır.

25.  Genel anlamıyla, serbest seçim, siyasal katılım, seçme ve seçilme haklarını gösteren bu hüküm, Anayasa’nın 67. maddesinin birinci fıkrasında; “Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma (…) hakkına sahiptirler”, ikinci fıkrasında; “Seçimler (…) serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır” karşılığını bulmuştur.

26.  AİHS Ek Protokol hükmü ile Anayasa hükmü birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa’nın 148. maddesindeki, “(…) Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin (…)” sözcüklerinin ve bireysel başvurunun gereği yerine getirilmiştir.

27.  Bu başvuru dilekçesinin konusu, yalnızca genel seçimlerde değil, görevde bulunduğu dönemdeki tüm işlerde, Anayasa gereği “tarafsız” olması gereken Cumhurbaşkanı’nın, seçime katılan bir parti lehine, diğer partiler aleyhine tarafsızlığını yitirmesi, toplumdaki uyarılara rağmen bu tavrını sürdürmesi, YSK kararlarını bile iktidar partisinin seçim meydanlarına  dönüştürülmüş toplu açılış törenlerinde siyasi istismar konusu yapması, böylece, serbest ve eşit genel oy ilkesini,  seçme ve seçilme haklarını ihlal etmesine bağlı olarak, bu seçimleri denetlemekle görevli YSK’nin de Cumhurbaşkanının yaptığı bu ihlali denetlememesi sonucu, kamu gücü tarafından hak ihlalidir.

28.  YSK, hem Anayasa tarafından güvence altına alınmış seçme ve seçilme hakkını, hem kendisinin hiçbir istisnası olmayan denetim hakkını, hem de serbest ve eşit genel oyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesi kapsamında Cumhurbaşkanı ile seçme hakkı bulunan herkesin eşit olduğunu ihmal ederek, yalnızca Anayasa’nın 105. maddesini göstererek “Cumhurbaşkanının faaliyetlerini denetleme yetkisi bulunmadığı” gerekçesine bağlı karar vererek hak ihlaline neden olmuştur.

29.  YSK’nin denetim görevi, Cumhurbaşkanının faaliyetleri değil, seçimlerdir ve seçimlerle ilgili olarak Cumhurbaşkanı herkesle eşittir. Hatta “tarafsızlık” ilkesi nedeniyle sınırlıdır. Cumhurbaşkanı gibi, “devletin başı” sıfatını taşıyan bir makam sahibinin söz ve hareketlerinin ve bu kapsamda süreklilik gösteren kapalı ve açık alan konuşmalarının medyada geniş yer bulmasının seçmenleri etkilememesi düşünülemez.

30.  Diğer deyişle, Cumhurbaşkanının sözleri ya da eylemleri, şikayet ve itiraz konusuysa; bu şikayet, siyasal katılım, seçme ve seçilme haklarını ihlale dayanıyorsa, YSK’nin bu denetimden kaçması, kamu gücü tarafından hak ihlalidir. YSK’den talep edilen Cumhurbaşkanı’nın faaliyetlerini denetlemesi değil, “serbest, eşit, gizli, genel oy” un ve bu konudaki hak ihlalinin denetimidir.

31.  Seçme ve seçilme hakkı, anayasal güvenceye bağlanmış ve bu şekilde kamu makamlarının, kamu gücünü kullanarak keyfi müdahalelerine karşı koruma altına alınmıştır. Seçimlerde kamu gücünün kullanılmasında, Cumhurbaşkanı dahil kamu gücü kullanan herkes eşittir. Buradaki eşitlik, seçme ve seçilme hakkının en temel ilkesidir.

32.  Anayasa maddeleri arasında üstünlük yoktur. Seçim denetiminde Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu maddesine sığınılması, seçim konusuyla ilgili olmayan bir maddeye keyfi olarak sarılmadan öte, devletin temel organlarıyla ilgili iş bölümü, görev, yetki ve sorumluluk dağılımının, temel hak ve özgürlüklerin önüne geçmesi anlamına gelir ki, ne AİHS’de ne de Anayasa’nın temel haklar ve ödevler kısmında böyle bir ayrım ve istisna bulunmamaktadır. Temel hak ve özgürlükler, “herkes” sözcüğüyle anlatılırken, Anayasa’nın 67. maddesinde “vatandaşlar” sözcüğü kullanılmıştır ve seçimlerde eşitlik ilkesi gereği Cumhurbaşkanı da 67. madde kapsamında “vatandaş”tır. Vatandaşlardan tek farkı, “tarafsız” olması gerektiğidir. Bu tarafsızlık, seçim denetiminden sorumlu YSK’nin gözetmesi gereken temel konulardan biridir. Bu konuda ne Cumhurbaşkanının keyfi takdir yetkisi vardır ne de YSK’nin sınırsız yorum yetkisi.

33.  Kamu gücünün keyfi kullanımına karşı, vatandaşların serbest ve eşit seçim hakkını koruma görevi, Anayasa’nın 79. maddesiyle yargı organlarına ve nihayetinde, kararları kesin olan YSK’ye verilmiştir. Bu denetimin yapılmaması ya da aksatılması, AİHS’nin ve Anayasa’nın ihlalidir.

C- Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel hakkının doğrudan zedelendiği

iddiasının açıklanması:

34.  Başvurucu, Anamuhalefet Partisi üyesi ve milletvekili olarak hem siyasi kimliği hem de seçmen kimliği nedeniyle ihlalin doğrudan mağdurudur.

35.  YSK’nın 07/05/2015 tarih ve 828 sayılı kararı ile  Anayasa madde 67 ve AİHS Ek (1) Sayılı Protokol madde 3’te yer alan  Serbest seçim hakkı, siyasal katılım hakkı, seçme ve seçilme hakkı ihlal edilmiştir. AİHS’ye Ek (1) Nolu Protokolün 3. maddesinde “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt ederler.” hükmüne yer verilmiştir.

36.  YSK’nın sözkonusu kararı kesinleşmiş bir yargı kararı mahiyetinde olup kurulan hüküm Anayasa’nın 10’uncu ve 79’uncu maddeleri hükümleri, lafzı ve ruhu ile dikkate alınmadan kurulmuş olduğundan Anayasa’nın 36’ıncı maddesindeki Adil Yargılanma Hakkı ihlal edilmiştir.

 

III- BAŞVURU YOLLARININ TÜKETİLDİĞİNE İLİŞKİN BİLGİLER

37. Anayasa’nın 148. maddesinde, Anayasa Mahkemesi’ne  bireysel başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şartı getirilmiştir. Yukarıda da açıklandığı gibi, YSK kararları kesin olduğundan, başvuru yolları tüketilmiş ve bu şart yerine getirilmiştir. Bu konuda Anayasa Mahkemesi dışında başvurması mümkün bir hukuk yolu bulunmamaktadır.

 

IV- DİĞER BİLGİL uER

Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulması talebi yoktur.

 

V- SONUÇ TALEPLERİ

Açıklanan gerekçelerle;

a. YSK’nin 07/05/2015  tarihli, 828 sayılı kararının, Anayasa’nın 67. ve AİHS’ye ek (1) sayılı Protokol’ün 3. maddesinde korunan haklarını ihlal ettiğine,

b. Genel seçimin 07.06.2015 günü yapılacak olması karşısında, anayasal hakkın telafisi olanaksız biçimde yok olacağı dikkate alınarak ivedi karar verilmesine,

            c. İşbu başvuru için yapılan yargılama giderlerinin karşı tarafa yüklenmesine,

karar verilmesi için gereğini arz ve talep ederim.

 

Bu başvuru formunda vermiş olduğum bilgilerin doğru olduğunu; formda belirtilen bilgilerde, adreslerimde veya başvuruyla ilgili koşullarda herhangi bir değişiklik meydana geldiğinde Mahkemeye bildireceğimi beyan ederim.

                                                                                                            

 

                                                                                                             Oğuz OYAN

                                                                                                             İzmir Milletvekili

 

EKLER:

1-      05.05.2015 tarihli YSK’ya başvuru dilekçesi örneği

2-      07.05.2015/828 tarihli YSK Kararı

 

RTE'NİN KONUŞMALARIYLA İLGİLİ YAYINLAR İÇİN YSK'YA BAŞVURU

 05.05.2015

T.C. YÜKSEK SEÇİM KURULU BAŞKANLIĞINA

Kurulunuzun 236 sayılı kararı ile 25. dönem Milletvekili Genel Seçiminin 7 Haziran 2015 günü yapılmasına ve seçimin başlangıç tarihinin 10 Mart 2015 tarihi olduğuna karar verilmiştir. Anılan kararınızın I. Maddesinin J fıkrasında seçim süresince yapılamayacak işler aşağıdaki gibi düzenlenmiştir:

 

J) Seçim süresince yapılamayacak işler;

 

a) Yurt dışında ve mrük kapılarında her r propagandanın yasak olduğuna (298/94/A-son, 94/E-6).

 

b) 298 sayılı Kanun'un 62. maddesinde sayılanlarla, kamuya yararlı dernekler ve bunlarda görev almış bulunan memur ve hizmetlilerin seçimlerde de tarafsızlıklarını korumak zorunda olduklarına (298/63-1).

 

c) Bir önceki fıkrada yazılı olanların, seçim süresince;

 

1) Siyasi partilere veya bağımsız adaylara her ne nam altında olursa olsun bağış ve yardımlarda bulunmalarının,

 

2) Memur ve hizmetlileriyle her türlü araç, gereç ve imkânları siyasi bir partinin veya bağımsız adayın emrinde veya herhangi bir siyasi veya propaganda faaliyetinde çalıştırmalarının, kullanmalarının veya kullandırmalarının

 

yasak olduğuna (298/63-2).

 

d) Devlet, katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyelerle bunlara bağlı daire ve müesseseler, iktisadi devlet teşekkülleri ve bunların kurdukları müesseseler ve ortaklıkları ile diğer kamu tüzel kişilikleri, umumi menfaatlere hâdim cemiyetler ve Bankacılık Kanunu’na tâbi teşekküllerin, siyasi bir partinin lehinde veya aleyhinde veya vatandaşın oyuna tesir etmek maksadıyla her türlü yayınlarda bulunmalarının yasak olduğuna.

 

e) Bir önceki fıkrada sayılanlar ile kamu yararına çalışan dernek ve vakıfların, smenin oyunu etkileyebilecek girişimlerde bulunmamak ve anılan kanun hükümlerine özenle uymak suretiyle faaliyetlerini sürdürebileceklerine...

 

           Gene, Kurulunuzun 04/03/2015 tarih ve 2015/291 sayılı kararında yer alan, yayın organlarının eşit ve adil seçimler için fırsat eşitliğini bozmayacak şekilde yayın adaletine uymalarına ilişkin hükümler ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun "Dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı" başlıklı 87. maddesindeki,

         "Siyasi partiler, Devletin sosyal ve ekonomik veya siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her ne surette olursa olsun propaganda yapamaz, istismar edemez veya kötüye kullanamazlar" hükmü de, Anayasanın 10. maddesindeki "Kanun önünde eşitlik" hükmüne göre herkes için bağlayıcıdır.

***

                                                                     

          Yürürlükteki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın üçüncü kısmının başlığı “Cumhuriyetin Temel Organları”dır ve bu kısmın Birinci Bölümü Yasama, İkinci Bölümü Yürütme, Üçüncü Bölümü de Yargı alt başlığını taşımaktadır. Yürütmeyi düzenleyen ikinci bölümün ilk maddesi ise “Cumhurbaşkanı” başlığını taşımaktadır. Yani yukarıdaki kararınız içinde atıf yapılmış olan 298 sayılı "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”un 62. Maddesinde yazılı “Devlet” ibaresi içine Cumhurbaşkanı da girmektedir. Aynı durum, Anayasanın "Kanun önünde eşitlik" ilkesini düzenleyen 10. maddesindeki "devlet organları" ibaresi için de geçerlidir.

            Fiili duruma uygun olarak iç ve dış kamuoyunda hakim olan kanaat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın göreve başlarken etmiş olduğu Anayasa’nın 103. Maddesinde yazılı yemin metninin her bir kelimesini ihlal ettiği şeklindedir. Tarafsız olmayacağı hususunu ise defalarca kendisi dile getirmiştir. Cumhurbaşkanının göreve başladığı andan 25. Dönem milletvekili seçimi sürecinin başladığı tarihe kadar, hukuka, siyasi etiğe aykırı tutum ve söylemleri konusunda değerlendirme yapmak kamu oyunun ve ilgili kurumların görev alanına girer. Ancak 10 Mart 2015 tarihinden 25. Dönem milletvekili seçiminin tamamlanacağı tarih/saate kadar görevi ve makamı ne olursa olsun herkesin Kurulunuzca alınan kararlara uyması gerekmektedir.

           Cumhurbaşkanı 10 Mart 2015 tarihinden sonra yaptığı çeşitli toplantı, ziyaret, kabul, toplu açılış töreni vesaire nedeniyle yaptığı konuşmalarda açıkça “benim gönlümde yatan partiyi biliyorsunuz” diyerek iktidar partisi AKP’yi işaret ederek “400 milletvekili istiyorum” dedikten sonra milletle alay edercesine “ben 400 milletvekili istiyorum ama parti adı vermiyorum” demiş, başta Anamuhalefet Partisi olmak üzere, AKP dışındaki partilerin başkanları, sözcüleri tarafından dile getirilen çeşitli görüşlere, sanki rakip siyasi partinin lideriymiş gibi isim vererek veya işaret ederek cevaplar yetiştirmiş, muhalefet partilerinin seçim bildirgelerini rakip siyasi parti başkanı gibi eleştirmiş, bunları yaparken dinî ve millî değerleri de kullanmıştır.

          2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 87. maddesinin, siyasi partiler için getirdiği "dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı", tarafsızlığı Anayasal kısıtlara bağlanmış ve bir yürütme organı olarak "Devletin başıdır" diye tanımlanmış Cumhurbaşkanını fazlasıyla bağladığı halde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Anayasa'nın 10, 101, 103 ve 104 üncü maddelerini ihlal ederek gene bir AKP temsilcisi gibi konuştuğu 2 Mart 2015 Batman ve 4 Mart 2015 Siirt tören-mitinglerinde Kuran'ı kürsüden seçim propagandası malzemesi olarak kullanması, Kürtçe Kuran imgesini kullanarak HDP'nin baraj altında bırakılması ve böylece iktidar partisinin seçimlerde avantaj sağlaması için gayret etmesi, bunu yaparken asıl misyonunun tam tersine toplumu kutuplaştırmaktan dolayı hiçbir çekince duymadığını belli etmesi dikkate alınarak, Yüksek Seçim Kurulu'nun durumu yeniden değerlendirme zorunluluğu ile karşı karşıya kaldığını düşünüyoruz. Size göre de Kurul'un yeni bir gündemle toplanıp bu konuda zecrî tedbir alma gereği ortaya çıkmamış mıdır?

         İktidar partisine yakın basın çevrelerinden daha önce Cumhurbaşkanının 7 Nisan 2015 tarihinden itibaren seçimler geçinceye kadar meydanlara çıkmayacağı sızdırılmışken, kamuoyu yoklamalarında AKP’nin oy oranlarında düşme görülmesinin ardından Cumhurbaşkanı tekrar açık hava toplantıları yapmaya başlamış, bu suretle günde 2-3 kez konuşma yaparak bütün basın yayın kuruluşlarını adeta işgal etmiştir. Açıkça seçim yarışına girmiş hatta AKP adına seçimleri yöneten kişi kimliğine bürünmüş olan Cumhurbaşkanının bu konuşmalarına basın yayın kuruluşlarında yer verilmesi  236, 290 ve 291 sayılı kararlarınızda belirtilen bu seçim sürecinde uyulması istenen yayın ilkelerine ve yayın adaletine ters düşmekte, seçim hukukunun gerektirdiği eşitlik, serbestlik ve dürüstlük ilkelerine aykırılık teşkil etmekte ve yayın içeriklerinin denetlenmesi görevini de ortaya çıkarmaktadır. Bu durumun devamına izin verilmesi, 25. dönem yasama organını milletin serbest iradesi ile oluşmasına engel teşkil edecek, Anayasa ile düzenlenmiş en önemli devlet organlarından birinin yenilenmesi sürecine anayasa ve yasalara aykırı müdahaleleri hukuk-dışı biçimde meşrulaştırmaya hizmet edecek, bunun sonucunda dokunulmaz olduklarını sananların yine Anayasa’da tanımlanmış suçla yargılanmalarına kadar gidebilecektir. Bu süreçte görevini yapmayan Anayasal kuruluşlar da hukuken sorumlu olacaklardır.

      

       Açıklanan nedenlerle;

-          Cumhurbaşkanının, Anayasanın 105’inci maddesindeki  “sorumluluk ve sorumsuzluk hali”ne ilişkin düzenlemenin "Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda... tek başına yapabileceği bütün işlemleri"nden sorumlu olacağını hükme bağladığını;

-          Kaldı ki, Anayasanın 10. maddesinde tanımlanan "kanun önünde eşitlik" ilkesinin ve bu maddenin 5 inci fıkrasına göre "Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar" hükmünün Cumhurbaşkanı dahil bütün devlet organları için bağlayıcı olduğunu;

-          Cumhurbaşkanının tarafsızlığı, andiçmesi ile görev ve yetkilerini tanımlayan 101, 103 ve 104 üncü maddelerinin herhangi bir yoruma açık olmayan net sınırlar çizdiğini;

-          Gene Anayasa’nın 79. maddesi ile Kurulunuza verilen "Seçimlerin genel yönetim ve denetimi" görevinin tam olarak yerine getirilmesine hiçbir özel yorumun engel gösterilemeyeceğini dikkate alarak,

-          Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçim sürecinin başlangıç tarihi olan 10 Mart 2015 tarihinden  sonraki konuşma ve demeçlerinin 236 sayılı kararınızla belirlenen seçim yasaklarına, gene 3 Mart 2015 tarihli 291 sayılı kararınızın birçok hükmüne aykırılık teşkil ettiğine, makamı ve mevkisi ne olursa olsun herkesin Kurulunuzca belirlenen yasaklara riayet etmesine,

-         Cumhurbaşkanınca bundan sonraki süreçte yapılacak konuşmalarda herhangi bir şekilde seçim sürecine ve vatandaşın oyuna tesir edecek kısımların radyo ve televizyon yayınlarında yer verilmemesine,

-          236 sayılı kararınızın Sonuç bölümü II. Başlığı altında 28 Mayıs 2015 tarihinde, kamu görevlileri, başbakan, bakanlar vb. hakkında getirilen yasaklamaların tarafsızlığı Anayasal güvenceye alınmış Cumhurbaşkanı için fazlasıyla geçerli olduğuna          

karar verilmesini arz ederim.

Saygılarımla,

 

 

Prof. Dr. Oğuz Oyan

CHP İzmir Milletvekili

 

RTE'NİN KONUŞMALARIYLA İLGİLİ RTÜK'E BAŞVURU

05.05.2015

RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU BAŞKANLIĞI'NA

Konu:  Bilgi Edinme İsteği 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 02/05/2015 tarihinde Batman’da ve Diyarbakır’da ve 04/05/2015 tarihinde Siirt’te Hükümetin toplu açılış törenlerine katılım gerekçesi altında yaptığı konuşmalarda, yaklaşan genel seçimlere yönelik olarak tamamen taraflı siyasi konuşmalar yapmakta, dini istismar etmekte ve hedefine açık bir şekilde muhalefet partilerini alarak onların genel başkanlarıyla polemiğe girmektedir. Anayasa'nın 101, 103 ve 104. maddeleri gereğince tarafsızlığını koruması gereken ve bu bağlamda herhangi bir siyasi parti lehine hareket etmemesi/görüş bildirmemesi gereken Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, katıldığı programlarda tarafsız olmadığını açıklamakta ve işaret ettiği iktidar partisi lehine 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde oy istemektedir.

            Bu hususla ilgili olarak;

1- 6112 sayılı  Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 30'uncu maddesinde "(1) Seçimlerle ilgili olarak seçim dönemlerinde yapılan yayınlara ilişkin usul ve esaslar Yüksek Seçim Kurulu tarafından düzenlenir"; (2) "Üst Kurul, medya hizmet sağlayıcılarının seçim dönemlerindeki yayınlarını Yüksek Seçim Kurulunun kararları doğrultusunda izler, denetler ve değerlendirir" ve "(3) 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 149/A maddesinde düzenlenen hükümler, Yüksek Seçim Kurulu kararlarını müteakip Üst Kurulca yerine getirilir” hükümleri bulunduğuna göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 02/05/2015 tarihinde Batman’da ve Diyarbakır’da ve 04/05/2015 tarihinde Siirt’te toplu açılışlar vesilesiyle yaptığı konuşmalarda Anayasa'nın 101, 103 ve 104. maddelerini açıkça ihlal ederek AKP icraatlarını savunan, muhalefet partilerini karalayan taraflı ifadelerine yer veren yayın kuruluşlarının yayınlarının YSK kararları kapsamında incelenmesi ve konunun Üst Kurul gündemine getirilmesi hususunda gereğini yapmayı planlıyor musunuz?

2- Anayasa gereğince tarafsız olması gereken, ancak taraf olduğunu açıkça itiraf eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın toplu açılış törenlerindeki konuşmalarında seçmenden 400 milletvekili talep ederek açık bir şekilde AKP lehine çalışan ve başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere MHP, HDP ve diğer muhalefet partilerini açıkça eleştirerek bu partilere oy verilmemesini isteyen bir Cumhurbaşkanı figürünün, anayasal hukuk sistemini, Anayasanın 10. maddesinde tanımlanan "kanun önünde eşitlik" ilkesini, bu maddenin 5 inci fıkrasına göre "Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar" hükmünü, haberleşme özgürlüğünü ve kamu vicdanını hiçe saymasını; yayın organlarının da Anayasa 133/3' göre "Devletçe, kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır" hükmünü açıkça ihlal etmesini görmemenin, bir anayasal görevi yerine getirmemek ve bir Anayasal suça iştirak etmek olacağını Üst Kurul'un dikkate alara bu konuda bir karar almayı gündemine alması düşünülmekte midir?

 Yüksek Seçim Kurulu'nun 10 Mart 2015 tarihinden geçerli olmak üzere yayınlanan, radyo ve televizyon kuruluşlarının seçim döneminde uymak zorunda oldukları kuralları düzenleyen 04/03/2015 tarihli ve 290 ve 291 sayılı kararlarınızın gereğini yapmayı gündeminize almayacak mısınız?

4- Yüksek Seçim Kurulu'nun 04/03/2015 tarih ve 2015/291 sayılı kararında ayrıca 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun "Dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı" başlıklı 87. maddesine atıf yapılarak ilgili madde hatırlatılmaktadır. 87. maddeye göre: "Siyasi partiler, Devletin sosyal ve ekonomik veya siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her ne surette olursa olsun propaganda yapamaz, istismar edemez veya kötüye kullanamazlar". Siyasi taraf olan siyasi partiler için getirilen bu "dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı", tarafsızlığı Anayasal kısıtlara bağlanmış ve bir yürütme organı olarak "Devletin başıdır" diye tanımlanmış Cumhurbaşkanını haydi haydi bağlayacağı açıktır. Buna rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Anayasa'nın 10, 101, 103 ve 104 üncü maddelerini ihlal ederek gene bir AKP temsilcisi gibi konuştuğu Batman ve Siirt tören-mitinglerinde Kuran'ı kürsüden seçim propagandası malzemesi olarak kullanması, Kürtçe Kuran imgesini kullanarak HDP'nin baraj altında kalması ve böylece iktidar partisinin seçimlerde avantaj sağlaması için uğraştığı, bunu yaparken toplumu kutuplaştırmaktan çekinmediği dikkate alınarak, daha önceki kararınızı gözden geçirme zorunluluğu doğduğunu ve bunun hukuki sorumluluğunun Kurulunuzu da bağladığını düşünmüyor musunuz? Bu bağlamda Üst Kurul'un yeni bir gündemle toplanıp bu konuda zecrî tedbir alma gereği ortaya çıkmamış mıdır?

Cumhurbaşkanının, Milletvekili Genel seçimlerinin eşit koşullarda yapılmasını engelleyen, Anayasa'nın 104. maddesinde tanımlanmış görev ve yetkileriyle çelişen, Anayasa'nın 103. maddesine göre TBMM'de bizim önümüzde içtiği anda mutlak biçimde aykırı düşen, "dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı"na karşı gelen, Anayasa'nın 101. maddesinde "Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir" hükmüne tam karşıtlık oluşturan Anayasa-dışı konumunun ve bunun meşrulaştırılmasına aracılık eden yayın kuruluşlarının yayınlarının YSK kararları kapsamında incelenmesi ve konunun Üst Kurul gündemine getirilip getirilmeyeceği konusunda 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu göre bu sorularım aracılığıyla toplumun bilgilendirilmesi için gereğini bilgilerinize sunarım.

 

 

 

Prof. Dr. Oğuz Oyan

CHP İzmir Milletvekili