ÖNEMLİ LİNKLER







Anket
Siteyi Beğendinizmi?
 

AKP KENDİ KALEMİZE GOL ATIYOR

AKP KENDİ KALEMİZE GOL ATIYOR

23.10.2010

Dünya’da kur savaşları tırmanarak sürüyor. 22-23 Ekim’de G. Kore’de toplanan G-20’lerin bir konusu da bu olacak. Gelişmekte olan ülkelerin (GOÜ) büyük bölümü kur savaşlarına aktif önlemler alarak katılıyorlar ve ulusal paralarının aşırı değer kazanmasını önlemeye çalışıyorlar. Birbirine bağlı iki nedenle: (1) Kendi paralarını/ekonomilerini spekülatif sermaye (sıcak para) saldırısına karşı korumak; (2) Dış ticarette üstünlüğü kaybetmemek veya ithalat bağımlılığını arttırmamak.

Peki gelişmiş ülkeler çıkışlı sıcak paranın tetiklediği bu uluslararası spekülatif saldırının temelinde ne var? Basite indirgersek, gelişmiş ülkeler (GÜ), durgunluğa giren ekonomilerini canlandırmak için faiz hadlerini düşük düzeylerde tutuyorlar. Ancak talep beklentileri uygun olmadığı için bu önlem yatırımlarda bir sıçramaya yol açmıyor. Bu durumda aylak kalan sermaye kendisine en fazla getiri sunabilecek ve aynı zamanda likit kalmasını sağlayacak ülke dışı kısa vadeli yatırım (plasman) alanlarına yöneliyor. Esasen finans-dışı alanlarda kâr hadlerinin düşme eğilimi nedeniyle finansallaşmaya kaçış olarak kendini uzun süredir gösteren bu eğilim, 2008/2009 krizinden sonra aylak sermayenin katılımıyla yeniden güç kazanıyor.

Faiz veya kâr olarak en cazip getiri alanlarını da GOÜ piyasaları sunuyor. Üstelik, bu ülkelere spekülatif sermaye girişi arttıkça o ülkelerin yerli paralarının değeri arttığı için bir de yatırım dönemi sonunda kur farkından ek bir kazanç elde etme yolu açılıyor. Bunun GOÜ açısından anlamı, (i) dışarıya kâr ve faiz transferlerinin bir dışa kanamaya dönüşmesi ve (ii) aşırı değerli yerli para nedeniyle yabancı malların istilasına uğramak oluyor. Başka deyişle, yabancı mallar karşısında satın alma gücü yükselmiş duruma gelen GOÜ tüketicisi yabancı mallara yönelirken, üretim sektörlerinin ara malı ve nihai mal talepleri de giderek iç pazardan dış pazara kayıyor. Bunun toplam etkisi ise, sanayiden başlamak üzere üretken sektörlerin aşınması oluyor.

İşte görece bağımsız bir ekonomik kalkınma politikasını benimsemiş GOÜ’ler bu yıkıcı etkilere karşı savunma mekanizmalarını çalıştırmaya başlıyorlar. Spekülatif sermayenin veya elde ettiği kazançların vergilenmesi gibi maliye politikası önlemlerini ve/veya yerli paranın değer kazanmasını engelleyici para politikası önlemlerini eşanlı olarak yürürlüğe sokuyorlar. Bu çerçevede, “kur savaşı”nın isim babası Brezilya, ülkeye sıcak para akışını yavaşlatmak ve parası Real’in daha da değerlenmesini engellemek için bir ayda ikinci kez yabancı sermayenin tahvil alımlarına getirdiği vergiyi arttırıyor. Tayland, devlet tahvillerine yapılan yabancı yatırımların kazançlarından yüzde 15 stopaj vergisini alınmasını kararlaştırıyor. Çin, parasının değerlenmesi için ABD, AB, IMF üzerinden yapılan baskılara direniyor ve inişli çıkışlı yani iki yönlü kur hareketlerine piyasa oyuncularının alışmasını telkin ediyor, ama sonuçta parasını güçlü dövizler karşısında düşük değerde tutarak rekabet avantajı elde etme kararlılığını sürdürüyor. G. Kore ve Endonezya da yeni önlemler hazırlığına giriyor.

Kuşkusuz bu çabalar her zaman yeterli olmayabiliyor. Örneğin Brezilya’da enflasyona karşı uygulanan yüksek faizler (yüzde 10), vergi önlemlerine rağmen sıcak paranın iştahını tam kesemiyor. Parası 2009 başından bu yana dolar karşısında yüzde 36 değerlenen Güney Afrika, ülkenin kendi başına adım atacak cephanesi kalmadığından (yani Merkez Bankası’nın döviz satın alma maliyetlerini karşılayamaz duruma düşmesinden) yakınarak havlu atıyor ve tüm ülkeleri eşgüdüm içinde harekete çağırıyor. (Dünya Gazetesi, 21.10. 2010).

AKP NEDEN BUNU YAPIYOR

G. Afrika hiç olmazsa dövüşe dövüşe çekiliyor. Dünyayı eşgüdüme çağırırken GÜ’lerin çifte standardına da dolaylı bir vurgu yapmış oluyor. Çünkü GÜ statüsündeki Japonya bile, Yen’in değerlenmesine karşı yeniden müdahale edebileceğini açıklıyor. Gerçekte, ABD doların değerini düşük tutmaya çalışırken AB de Euro için benzer bir oyunu oynuyor. Peki ya akıntıya karşı yüzen, oyunun tamamen dışında yani ofsaytta kalan Türkiye’ye ne oluyor? Ülkeler zamanın ruhuna göre ekonomik çıkarlarını kollarken, AKP Hükümeti yüksek değerli TL’yi savunarak neden kendi kalemize gol atmakla meşgul?

Yazı uzadığı için, ilerde tekrar dönmek üzere, kestirme gidelim: (1) Türkiye’de IMF’siz IMF programı uygulanmaya devam etmektedir ve bunun en önemli araçlarından biri, yüksek değerli TL ve yüksek faiz politikası olmuştur. Bu politika, dışardan kaynak girişine uygun zemin hazırlar; ekonominin kısa-orta vadede döndürülmesini sağlar. Kısa vadeden, seçim dönemlerinden öte ufku olmayan siyasetçiler için bu bir kurtarıcı maniveladır. Ekonomi, sanayi ve kamu maliyesi üzerinde oluşan tahribatlar, iktidarda tutunmaktan başka kaygısı olmayan bu zihniyet açısından asla birinci önceliği almaz. (2) Yüksek değerli TL, döviz cinsinden milli gelirin yüksek, dış borçların milli gelire oranının ise düşük görünmesini sağlar. Ve bunlar da birer başarı öyküsü olarak daha kolay pazarlanabilir; içerde de caka satma yani ucuz politika malzemesi üretme olanağı sunar. Sığ politikacılar veya sistemi dönüştürme gündemleri gereği iktidara yapışmak zorunda olan siyasetler açısından daha ne olsun?

Şimdi G-20 toplantısında GÜ’ler, taslak bildiride, “G-20 ülkeleri yerli para birimlerinin rekabet amacıyla değerinin altında tutulmasından sakınacak” ifadelerine yer vererek GOÜ’leri biraz hizaya çekmek niyetlerini saklamıyorlar (Dünya Gazetesi, 21.10.2010). Ama bunun bir işe yaraması pek mümkün görünmüyor. Aslında kur savaşları daha genelde ticaret savaşlarının, yeni korumacılık politikalarının, ulusal ekonomik büyüme programlarının varlık veya yokluk mücadelesinin ve onların da ötesinde bölgesel ve küresel hegemonya savaşlarının sadece bir aracı. Önümüzdeki dönemde bizi çok farklı uluslararası ilişkiler bütününün beklediğinin sadece bir habercisi. Türkiye ise, oyun sahasının dışında top sektirmekle meşgul.

Prof. Dr. Oğuz Oyan
Odatv.com